Kişilik Çatışması

16 Aralık 2007 | Kadir GÜNAY

kurulan her cümlenin öznesine aldanarak atılan her noktalama işaretlerinin verdiği değeri bilerek başladım seni yazmaya. kullandığım kalıpların dışına çıktım ve kendimi adadım yazıma. bilirdin sensiz anlamı olmazdı ama bensiz de yazılamazdı. şimdi yazılanlar bana verdiklerinin yanında duramıyor bile. kalemim düşündüklerimi yazmıyor beynim bana oyun oynuyor. ruhum nefretinle dolmuşken sana dair neler gelir ki sözcüklere. bir güzel söz bile bu yazıda okunmuyor… uçuyor mürekkep durduramıyorum. hatırlanmak istenmediğini biliyor kalemim yine de çelişiyor kendiyle. düşüncelerim sana dairken gidişlerine, aldatışlarına ve yalanlarına doğru kayıyor. giriş bölümünü okuyanlar sevgimi anlarken gelişmede hayret ediyorlar. senin için yaptıklarımı bir nefeste okuyorlar ve sonuca gidiyorlar. ikinci kez hayretler başlıyor. bu sevginin nasıl nefrete dönüştüğünü ve şimdi neden sözcüklerin anlamsızlaştığını görüyorlar. son cümle vuruyor onları… “kişilik çatışmasında bir kişi öldü diğeri yaralı…”


Etiketler:

Karışmasın Kimseler

16 Aralık 2007 | Kadir GÜNAY

…ve işte bir sigara daha yaktım geçmiş yılların ahdına. Adı konulamayan kahpe düşüncelerin kabuslarına inat. Anlaşılmayan cümleler kurdum hep, anlamanı da beklemiyordum aslında korkarken bu kadar sevilmekten. Yüceltilmeyen kişilikler arasında ufak kıvrımlarına aldanarak belki de sert köşelerinin tadına kanarak teklif ettim sana sevilmeyi. Uzattığım ellerin amacına layık olarak ve bir de aldatmalarımın birer günah çıkarışı gibi oynamıştık bu evcilik oyununu. Sen hep gülen taraftın benden ötürü ben ise hep gülerken ağlayabilen masum bir pinokyo. İlk tartışmamızı hatırlar mısın? doğum günü içindi aslında ama altında yatan değeri sadece ruhum biliyordu. Hayallerinin altında kaldığım o uzun bir sene sonunda benim de hayallerimin olduğuna inanmıştım. Acımasız hayallerdi ruhum adına bunlar. Bir de şarkımız vardı;
“Gör beni
Körelmesin kalbin uzaklarda
Hiç düşünme
Mühür vurdum dudaklarıma” diye devam eden. Her dinlediğimizde dalardık aslında uzaklara ama o uzakların derinliğinde boğulmakmış istediğimiz. Küserdik birbirimize çoğu zaman ama bilirdik ruhlarımızın sayısız küsmelere alışmış olduğunu ve yine devam ederdik sesimizi duyduğumuzda telefon konuşmalarında. Korkardık belki, belki de korkar gibi yapardık. Belli etmedin sanma hepsini anlıyordum, ve bu korkulara bir de ben ekliyordum kendi cesaretimi. Aradaki farkı hesaplatıyordum sana her seferinde ve sen hep eksik çıkarıyordun sonucu. Doğrusu; sen korkarken aslında kaçıyordun benden. Hem benden hem kendinden. Bırak bu mutsuzluğu diyen sendin sürekli. Nasıl bırakayım seviyorum. Bu mutsuz cümlelerin mutlu ettiğini hiç anlayamadın. Sen hiç bana karşı dürüst olamadın aslında.
Yine saçmaladım sanırım ve yine anlamsız cümleler kurdum değil mi? Aslına bakarsan geçen senelerin anlamsızlığı bana da yansıdı.  Düşünüyorum da galiba ben de sana karşı dürüst olamadım. Aslında sana değil ruhuma dürüst olamadım. Adım attığım ilk gün tökezleyeceğimi söylemesine aldırmadan, ona sarılacağıma sana sarıldım. Küsmüştü o gün ve çok içerlemişti bu duruma. İki lafından birisi “sözüme geleceksin” oluyordu ve geldim de. Sanırım o hep haklıydı. O hep yanımdaydı sen varken de sen yokken de…

Bir de kahve aldım şimdi son sigara ile içmek için. İçime çektiğim her dumanda senin varlığının zehri yine bedenimde dolaşacak.


Etiketler: -----

04 Aralık 2005

16 Aralık 2007 | Kadir GÜNAY

iki sene önceydi, karanlık odamda otururken çalan telefonumun sesi ile irkilmiştim. cevap vermek için tereddüt etmiştim aslında ama nedendir bilmem açtım. karşıdan gelen sesi tanımıyordum. ses o kadar içten ve canlıydı ki işlerim olmasına rağmen konuşmaya devam etmiştim. küçük bir kız konuşuyordu, hayat dolu, kıpır kıpır…
iki sene önceydi hayallerin başlangıcı, fakat hiç olmayacak hayallerdi bunlar. olası sorunlara herkese karşı ayakta duran, önceleri hayalleri ile yaşayan küçük kızın hikayesi aslında. büyüttüm, sevdim, dinledim onu… hayata bakışı farklıydı, düşünceleri ve konuşması. belki de o an içinde bulunduğum durumdan dolayı böyle hissetmiştim diyeceğim ama sonraları çok iyi anlamıştım, bunlar gerçekti…
iki sene önceydi herkese inat sevdiğim küçük kızı bulmam. ilk buluşma ve elini tutmam. denize karşı sevginin anlamını öğrenmem ve kaybetmem… kollarımın arasındaki o küçük kızdı sanki senelerdir aradığım. onunla çocuk olduğum yeri geldiğinde kızdığım bağırdığım. hayatın anlamını öğrettiğim, sevmenin ne kadar büyük bir kavram olduğunu gösterdiğim küçük kızdı o…
farkı yoktu diğerlerinden aslında, normal bir insandı ama ruhu temizdi, güzeldi… ruhuma eş bulmuştum sanki ve oyuncağını kaybedip sonrasında bulan çocuklar gibi mutluydum. bir banka oturup konuşmuştuk, havadan, sudan, ondan ve benden…
iki sene önceydi ruhumun yeniden dinlenmesine yardımcı olduğu zaman… sonu olmayacak ve belki de sonunda yorulacağımız bir hikayenin başlaması. hayallerin önce söze sonra da uygulamaya konulması içindi hepsi. durup düşününce, sevmenin aslında ne kadar ağır olduğunu anlıyorum şimdi. bazen kaldıramıyor insan sevginin yükünü bazen de çok güçlü oluyor sevdiğinde. onun için, ona ulaşmak için…
iki sene önceydi bu yazının son cümlelere gebe olması ve artık ruhun yorgunluktan bithap düşmesi. küçük kız bir anı olmak istedi zaman içinde. sevginin yüküne dayanamarak, kaçarcasına gitmek istedi ve bu hayallerin ona çok geldiğini söyledi. oysa ki ben ona acıların insanları olgunlaştırdığını öğretmiştim, uzakların sadece zorunluluk olduğunu ve ne olursa olsun hayallerinin peşinden gitmesi gerektiğini göstermiştim. ben ona sevmenin yüküne nasıl dayanacağını ve bu yükü nasıl taşıyacağını göstermiştim. ben ona sevmeyi öğrettiğimi sanmışım sanırım. zorluklar karşısında çekip gitmemeyi söylemiştim ama eksik anlatmışım sanırım.

iki sene önceydi telefonu kapattığım da, hayallerin bitmesi gerektiğini anlatmıştı bana. uzun uzadıya kurulan cümlelerin ya da sevgi sözcüklerinin ne kadar anlamsız olduğunu söylemişti. bir de özür dilemişti sonunda…

iki sene önceydi 04 Aralık 2005′ di…


Etiketler: -------

Korsan Baskı

16 Aralık 2007 | Kadir GÜNAY

ucuz bir romanın yırtık sayfalarındaki iki ayrı karakterin, birbirine yakınlığı sanmıştım aslında. büyük bir kalp içinde biriktirdiğim satırları dökerken kağıda, parçalanmış sayfaları yeniden yazacağımı düşünüyordum. ruhumun her toplu intihara adını yazdığı dönemlerinde, seni bulmuştu sıra kuyruğunda… o anda düşüncelerimi değiştiren, bu yalnızlık senfonisinde bir ihtimal birisine yer ayırabilirim diye düşünmüştüm. yaşadıklarımıza şimdi bakınca anlıyorum aslında, neden o kitaptaki sayfaların yırtık olduğunu. koparılan sayfaların yerlerini dolduracağımı sanarken, zamanı kavrayamadım. okuduklarım, aslında geçmişimde yazdığım tüm dipnotların birikimi olmuş. sığındığım limanların, yalanlarla yıkıldığı, fırtına öncesi sessizliğin belirsizliği ve son cümlelerin yakarışıymış…

anlatamadıklarım ve bir daha hiç anlatamayacağım tüm hayat hikayemin son korsan baskısıydın aslında.


Etiketler: --

“herkes” gibi

24 Eylül 2007 | Kadir GÜNAY

bazen kırarız istemeden “herkesi” ama bilmeyiz aslında “herkes” dediklerimiz değerleri ile sıyrılmıştır diğerlerinden… tutmayız sözlerimizi ve bize uzatılan elleri. görmeyiz aslında sevgileri ve adımıza yapılan sayısız gerçeği.
giderken üzülür hep “herkes”, birilerini kaybederken ve dilimize gelir sözler ama söyleyemeyiz. bilmeden yaşarız aslında “herkes” kimdir ve nedir? anlatmak isterler ya da göstermek bazen sevgi ile bazen değer ile bazen de… susarız içimize atarız ve ekleriz “kurtar beni…” gösterilmez aslında değerler ve gösterilirse de anlamı kalmaz aslında kime ve neye. zamanı geri almak için aslında “herkes” gibi çabalarız ama nafile.
zaten “herkes” de zamanı geri almak için çabalamaz bunu anlayamayız. “herkes” içinden çıkıp bambaşka bir şekilde olduğumuz söylenir ama söylediklerimiz gülüp geçerler “herkes” gibi yine ve yine… şimdilerde eksik kalan yanlarımızı anlatırız ve yine ekleriz “birisine güvendim, kendimi teslim ettim ve yine “herkes” gibi yanlış zaman yanlış insan”.
sarılmayız aslında uzaklar da bile olsa, önemini bilinmez değersiz taş gibi davranız “herkes” e… yaşamak isteriz sonra, atamadığımız adımları atmak ve bu sefer biz uzatmak isteriz elimizi “herkes” dediğimiz kişiye, bir bakarız ki “herkes” gibi o da gitmiş bilinmezlere ve arkası dönük uzak yerlere… koşmak isteriz “herkes” gibi tükeniriz yarı yolda çünkü “herkes” dediğimiz yaklaşırken attığı adımları hep çoğaltarak gider uzaklaşırken bizden ve bu sefer o ekler “herkes gibi olmaktansa hiç yaşanmamış ve başlamamış bu değerler kavramının kaçan kahramanı olmak…”

bazen biz de ağlarız ama akmaz gözyaşlarımız “herkes” gibi…


Etiketler: -----